Bir kelime bazen bir cümleden daha ağır gelir. “Üç yıl yatarı var” dendiğinde, havada asılı kalan o sessizlik tam da böyle bir şeydir. Kim söylemiştir, kime söylemiştir, hangi koşullarda dile gelmiştir… Hepsi farklıdır ama ortak bir duygu vardır: belirsizlikle karışık bir kader hissi. Bu yazıya başlarken kendimi ne bir uzman ne de bir otorite gibi konumlandırıyorum. Sadece toplumun içinden biri olarak, duyduğum, gözlemlediğim ve anlamaya çalıştığım bir kavramın peşine düşüyorum: 3 yıl yatarı nedir?
3 yıl yatarı nedir? Temel kavramın toplumsal anlamı
Hukuki bir terimden gündelik dile
Teknik olarak “yatar”, bir cezanın fiilen cezaevinde geçirilmesi beklenen kısmını ifade eder. Türk Ceza Hukuku’nda cezanın infazı; koşullu salıverilme, denetimli serbestlik ve iyi hâl gibi unsurlarla şekillenir. Bu nedenle “3 yıl yatarı” ifadesi çoğu zaman verilen ceza ile fiilen cezaevinde kalınacak süre arasındaki farkı gündelik dile indirgeyen bir kestirmedir.
Ancak sosyolojik açıdan önemli olan, bunun hukuki doğruluğundan çok nasıl algılandığıdır. Çünkü sokakta, kahvede, sosyal medyada “3 yıl yatarı var” dendiğinde, bu çoğu zaman hukuki bir hesaplamadan ziyade bir toplumsal yargı anlamına gelir.
Bu noktada kendine şu soruyu sormak mümkün: Bir kavram hukuktan çıkıp gündelik dile girdiğinde, anlamını ne kadar korur?
Toplumsal hafızada “yatar” kavramı
Türkiye’de ceza, uzun zamandır yalnızca bireysel bir yaptırım değil; aynı zamanda kolektif hafızanın da parçası. Af yasaları, infaz düzenlemeleri ve sık değişen uygulamalar, “yatar” kavramını neredeyse bir pazarlık terimine dönüştürdü. Yapılan saha çalışmalarında, özellikle alt sosyo-ekonomik gruplarda hukuki süreçlerin “kaç yıl yatar?” sorusuyla özetlendiği görülüyor (Cinsiyet rolleri ve yatar söylemi
Cinsiyet, “yatar” algısını derinden etkileyen bir başka boyut. Kadınların karıştığı suçlarda, özellikle şiddet dışı eylemlerde, kamuoyunda daha sık “zaten yatmaz” ya da “çocukları var” gibi ifadeler dolaşıma girer. Erkekler içinse “yatarı var, çeker” gibi daha sert bir dil hâkimdir. Kadın mahpuslar üzerine yapılan araştırmalar, ceza sürecinin kadınlar için sadece özgürlük kaybı değil; aynı zamanda annelik, bakım ve toplumsal rollerin kırılması anlamına geldiğini gösteriyor (Medya, popüler dil ve normalleşme
Diziler, haberler ve sosyal medya, “yatar” dilini sürekli yeniden üretiyor. Özellikle suç haberlerinde, hukuki süreçten önce “yatarı şu kadar” başlığı atılması, masumiyet karinesini bile gölgede bırakabiliyor. Bu durum, eşitsizlik algısını da derinleştiriyor. Çünkü bazı suçlar “nasıl olsa az yatar” diye küçümsenirken, bazıları için toplumsal öfke daha hızlı kabarıyor. Kendine şu soruyu sor: Medyada duyduğun bir “yatar” haberi, senin adalet duygunu nasıl etkiliyor? Ceza sosyolojisinin en temel sorularından biri şudur: Hukuk herkese eşit mi uygulanır? Araştırmalar, düşük gelirli ve düşük eğitimli bireylerin tutukluluk ve cezaevinde kalma oranlarının daha yüksek olduğunu gösteriyor (
Tarih: MakalelerGüç ilişkileri, sınıf ve Toplumsal adalet
Kim için 3 yıl, kime 3 yıl?