30 Ekim 1918: Bir Yıkılışın Ardında Umut
30 Ekim 1918… Bir tarihe yüklenen ağır sorumluluk.
O gün, belki de Atatürk’ün hayatının en kritik anlarından biriydi. O gün, sadece bir savaşın sonu değildi; bir halkın umudu, bir milletin geleceği, her şeyin karar anıydı. Ama o zaman, o an, belki de pek çok insanın hissettikleriyle ne kadar uyumlu değildi. Kim bilir, belki de o günün anlamını tam olarak kavrayabilmek için yılların geçmesi gerekecekti.
Ben o gün, Kayseri’de, sabahın erken saatlerinde, alışık olduğum gibi güne başladım. Bugün de bir şeyler yazmalıydım, ama ne yazacağımı bilemedim. Kendimi 30 Ekim 1918’in duygularına kaptırmaya başladım. Sonra düşündüm… O zaman, insanlara ne hissettiren bir gündü?
O Savaşın Ardında Kaybolan Her Şey
İstanbul, o günlerde işgal altındaydı. 30 Ekim 1918, Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi olarak I. Dünya Savaşı’ndan çekildiği gündü. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması, bir dönemin sonu, bir yıkılışın habercisiydi. Sokaklarda kimse neşeyle dolaşmıyordu. Bir yandan bu bitişin getirdiği teslimiyet duygusu vardı, diğer yandan yeni bir şeylerin başlaması gerektiği hissi… Atatürk de bu yıkımın ortasında, bir umut ışığı gibiydi.
Kafamda onun o anki duygularını hayal ettim. Hayal kırıklığı… Belki öyle bir şey hissetmişti. Yüce bir milletin son kalıntılarına, isyan eden ruhlarına hâkim olmak, hem de kendisini anlamayan binlerce insana karşı durmak… Kolay değildi. Ama bildiğimiz bir şey vardı: Atatürk, o gün, geleceğe dair bir şeyler inşa etmeye başlamıştı.
O Anın İçindeki İnsan
Atatürk, Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamıştı ve belki de içindeki o ağır yükle, derin bir nefes alıyordu. Ama o nefesin içinde ne vardı? Tam bir rahatlama, bir kurtuluş, yoksa daha büyük bir sorumluluğun başlangıcı mı? O anı düşündüğümde, içimi bir umut kaplıyor. Evet, belki kaybolan bir savaş vardı ama o savaşın ardından gelen barış, yeni bir Türkiye’yi doğuracaktı.
İstanbul’a doğru bakarken, belki de gözlerinde bir anlam vardı, bir umut ışığı. O günün kararları, sadece Atatürk’ün değil, tüm halkın hayatını etkileyecekti. Ama o, o sorumluluğu omuzlayacak kadar güçlüydü. Çekişmelerin, hayal kırıklıklarının ve zor bir geçmişin arasında, tek bir şey vardı: O, halkına olan güveni.
Geleceğe Dönük İlk Adımlar
O gün, bir düşüşün ardından gelen yükselişin sembolüydü. Tüm halkın ruhu, sanki bir noktada Atatürk’ün ellerine geçti. O gün, her şey bitmiş gibi görünse de, bir başka geleceğin temelleri atılıyordu. 30 Ekim 1918, sadece bir savaşın sona erdiği tarih değildi; o, aynı zamanda bir milletin yeniden ayağa kalkma kararlılığıydı. O gün, tarihte bir dönüşüm başladı.
Umut vardı.
Belki de birçoğu, o günden sonra “Ne olacak bu ülkenin hali?” diye soruyordu. Fakat, arka planda, bir liderin, bu halkın geleceğini kurma adına attığı ilk adımlar vardı. Gerçekten umutla doluydum o an. İnsanın karşılaştığı en büyük zorlukların ardından, sadece bir adım attığı için değil, o adımın ne anlama geldiğini bilmesi de gereklidir.
Ne Hissettim?
30 Ekim 1918’i düşündüğümde, içimde bir kaybolmuşluk hissi vardı. O gün bir şeyler kaybolmuştu ama bir şeyler de yeniden doğuyordu. Atatürk’ün hayal kırıklığına rağmen devam etmesi, bana da ders oluyordu. Evet, savaş bitmişti, ama biten sadece o anın içindeki zaferdi. Gerçek zafer, halkla birlikte yapılan dönüşümdü. İşte bu yüzden, 30 Ekim 1918 tarihinin anlamı bence derinleşiyor. O sadece bir savaşın bitişi değil, bir halkın yeniden doğuşunun başlangıcıydı.
Bugün, bu yazıyı yazarken, o günden aldığım ilhamla bir şeyleri daha iyi anlıyorum. Kayseri’nin sıcak sokaklarında yürürken bile, bazen içimdeki o 30 Ekim duygusunu hissediyorum. O gün, kaybolan her şeyin ardından, yeni bir dünya kurma arzusunun ne kadar güçlü olduğunu anlıyorum. Ve belki de o umut, Atatürk’ün her zaman elinden bırakmadığı bir şeydi.
Sonuçta…
30 Ekim 1918, bir yıkılışın, bir dönüşümün ve nihayetinde bir milletin yeniden doğuşunun simgesidir. Bazen tarihi anlamak için olayların içindeki duyguları hissetmek gerekir. O gün, Atatürk’ün içinde taşıdığı belirsizlik ve kararlılık, bugün hala bizlere rehberlik ediyor. Ve ben, 30 Ekim 1918’i düşündüğümde, bir halkın ruhunu ve onun liderinin azmini, hem de umudunu hissediyorum.
O umut, hep var olacak…