Lex Posterior İlkesi Nedir? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
Lex Posterior İlkesi: Hukukun Dinamik Düzeni
Hukuk, toplumların düzenini sağlamak için en önemli araçlardan biri. Her toplumun bir normlar bütününe ihtiyacı vardır ve bu normlar, yasalarla şekillenir. Bu yasaların düzeni ise bazen birbirleriyle çelişebilir. İşte bu noktada devreye giren Lex posterior ilkesi (sonradan gelen yasa, eskiyi geçer) önemli bir rol oynar.
Lex posterior ilkesi, daha yeni çıkarılan bir yasanın, eski yasayı geçersiz kılacağını belirtir. Yani, bir yasa değiştirildiğinde veya yeni bir yasa geldiğinde, bu yeni düzenlemenin, önceki düzenlemeleri geride bırakması gereklidir. Hukukun sürekliliğini sağlarken, aynı zamanda toplumun ihtiyaçları doğrultusunda da dinamik kalmasını sağlayan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Fakat bu ilkenin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Lex Posterior İlkesi ve Toplumsal Cinsiyet: Yeni Yasalar, Yeni Fırsatlar
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, hala dünyanın pek çok yerinde ciddi bir sorun. İstanbul’da, iş yerlerinde, sokakta ve okulda gözlemlediğimiz cinsiyet temelli ayrımcılık, Lex posterior ilkesinin sosyal adalet perspektifinden nasıl önem kazandığını düşündürüyor. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği adına çıkarılan yeni yasalar, mevcut uygulamaların önüne geçebilecek güçte olabilir.
Mesela, cinsiyet eşitliği konusunda Türkiye’de son yıllarda bazı düzenlemeler yapıldı. Kadınların iş gücüne katılımını arttırmaya yönelik projeler, şiddete karşı koruyucu önlemler gibi yasalar çıktı. Ancak, hala her sokakta, her iş yerinde, hatta bazen ailede bile cinsiyet temelli ayrımcılıkla karşılaşıyoruz. Yani, Lex posterior ilkesi burada devreye giriyor: Yeni yasalar, eskiye dair toplumsal yapıları değiştirmek ve dönüştürmek için bir fırsat sunuyor. Bu yasalar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atılmasını sağlıyor.
Bir örnek vermek gerekirse, kadınların iş gücüne katılımını teşvik etmek için yeni yasalar çıkarıldığında, eski iş yerindeki “kadınlar daha az değerli” anlayışına karşı mücadele edebiliriz. Bu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçebilecek bir adım olabilir.
Çeşitlilik ve Lex Posterior İlkesi: Farklılıkları Kucaklamak
Çeşitlilik, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük bir zenginlik. Fakat toplumsal yapılar, farklı kimliklere, etnik kökenlere, cinsel yönelimlere veya dinlere sahip olanları çoğu zaman dışlayıcı bir biçimde inşa edilmiştir. Lex posterior ilkesi, bu çeşitliliği destekleyen yeni yasaların, eski ayrımcı yasaları geride bırakabilmesi anlamına gelir.
Düşünsenize, bir zamanlar iş yerlerinde etnik kimlik, cinsiyet veya cinsel yönelim nedeniyle ayrımcılık yapılabiliyordu. Birçok insan, sadece kimlikleri nedeniyle eşit fırsatlar elde edemiyordu. Fakat son yıllarda, iş yerlerinde çeşitliliği destekleyen ve eşitlikçi politikalar benimseyen yasalar devreye girmeye başladı. Bu tür yasaların, eski ayrımcı pratikleri geçersiz kılma gücü bulunuyor. Birçok kurum, çeşitliliği kutlayan uygulamaları hayata geçirirken, eski “tek tip” anlayışa sahip yasaların yerine, farklı kimliklere saygı duyan ve eşitlik sağlayan yasaların hâkim olmasını sağlıyor.
Günlük hayatımızda bunu nasıl gözlemliyoruz? Mesela, bir kafede çalışan LGBTİ+ bireylerin maruz kaldığı ayrımcılığı düşünün. Eskiden böyle bir durumu dile getirebileceğiniz ya da yasal bir hak talep edebileceğiniz bir düzenleme yoktu. Ancak yeni yasalarla, eşit haklar talep edebilmek çok daha kolay. Lex posterior ilkesi, işte tam da bu noktada devreye giriyor; eski yasalar geride kalırken, çeşitliliği ve eşitliği destekleyen yeni yasalar hayatımıza giriyor.
Sosyal Adalet ve Lex Posterior İlkesi: Adaletin Geçişi
Sosyal adalet, toplumun her bireyinin eşit haklara sahip olması gerektiğini savunur. Ancak ne yazık ki, her zaman bu durum gerçeği yansıtmaz. Özellikle marjinal gruplar için adalet arayışı çok daha karmaşık hale gelir. Örneğin, engelli bireyler, etnik azınlıklar veya düşük gelirli gruplar, eski yasaların ve uygulamaların yarattığı engellerle mücadele etmek zorunda kalmışlardır.
Ancak Lex posterior ilkesi burada da bir umut ışığı olabilir. Çünkü daha önce göz ardı edilen grupların haklarını savunmaya yönelik yeni yasalar, eski uygulamaların yerini alabilir. Örneğin, engelli bireylerin toplumsal hayata katılımını kolaylaştıran yeni düzenlemeler, eski ayrımcı yasaları ve uygulamaları geçersiz kılabilir. Yasalarda yapılan bu değişiklikler, daha adil bir toplum yaratma adına önemli bir adımdır.
Günlük hayatımızda ise sosyal adaletin gerekliliği sıkça karşımıza çıkar. Toplu taşımada engelli bireylerin erişimini engelleyen eski uygulamalara karşı çıkan yeni düzenlemeler, bunlara örnektir. Bu yasalar, engelli bireylerin toplumsal hayata eşit katılımını sağlayarak eski engelleri ortadan kaldırabilir.
Sonuç: Lex Posterior İlkesi, Sosyal Dönüşüm İçin Bir Araç
Lex posterior ilkesi, hukuk sisteminde önemli bir yer tutsa da, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından da bir dönüşüm aracı olabilir. Yeni yasalar, eski yasaların geride kalmasını sağlayarak daha eşitlikçi bir toplum inşa etme potansiyeline sahiptir. Günlük hayatta gözlemlediğimiz ayrımcılıklara ve adaletsizliklere karşı, bu ilkenin sağladığı değişim fırsatları, toplumsal yapıyı dönüştürmek için bir adım olabilir.
Sonuçta, her yeni yasa, toplumu daha adil ve eşitlikçi bir yer haline getirme yolunda bir fırsattır. Lex posterior ilkesi, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi temel kavramlar açısından bu fırsatları daha da görünür kılmaktadır.